İki sene öncesinde onsekiz yaşındayken klasik yolları düşününce kendi geleceğimi göremediğimi farketmiştim, farklı ilgi alanları ve yeteneklere sahip olduğumdan dolayı biraz daha farklı yollar izlemem gerektiğini zaten düşünüyordum. Bu yüzden oldukça cazip görünen ve herkesin yapamayacağı (sahip olduğum dil donanımıyla alakalı) bir iş teklifi aldığımda kazanmış olduğum üniversite bölümünü dondurmak verilmesi hiç de zor bir karar değildi benim için. Aslında yeni gündemin Allah'ın dualarıma bir yanıtı olduğunu düşünüyorum. Para biriktirmek ve deneyim kazanmak istiyor, kendimi daha iyi tanıyarak yeni bir yol çizmeyi umuyordum. Aslında üniversiteyi hepten başlamadan önce bırakmayı düşünmüyordum ancak, ofis arkadaşlarımdan biri (kel ve ketum bir adamdı, işini ciddiye alıyordu, pek güvenilir bir tavrı yoktu ama çok araştırmacı ve atılgan biri izlenimini verdiğinden dünya görüşüyle ilgili ister istemez ona kulak asardınız) 

''Madem okumak için şehir değiştirerek ailenden uzak kalacaksın, Neden İzmir'e gidesin de Osaka'ya değil?'' diye sormuştu. Bu soru benim de bastırmaya çalıştığım bir isteği kabul etmeme neden oldu sanırım. Ondan sonra bunu çok düşündüğümü hatırlıyorum. Japonya benim nihai hayalimdi, japon kültürüne ve diline yaşımdan beklenilmeyecek ve sıradışı derecede oldukça hakimdim. Bu konuda pek alçak gönüllü olamam, japoncam bu dilin üniversitesini okumuş pek çok insandan çok daha iyi ve akıcıdır, o kişilerle iş yerimde pek çok kereler tanıştığım için bunu söyleyebiliyorum. Herneyse, Japonya'nın kendisine de inanılmaz şekilde hayranlık duyuyorum ve orada yaşamayı denemek istiyorum ancak Üniversite'yi orada okumanın pek bir getirisi olmayacağına karar verdim. Ayrıca Avrupa ülkelerine kıyasla Japonya'da alacağınız maaş ve edineceğiniz eğitim global anlamda çok etkili olmayacaktır. Aksine Avrupa'da okuyup sonrasında Japonya'ya geçersem finansal ve dolayısıyla yaşamsal olarak daha iyi bir durumda olacağıma karar verdim. Hollanda'da çok sevdiğim ve kafamın çok uyuştuğu kuzenim ve ailesinin yaşıyor olması o tarafları çok cazip kılıyordu, Anne ve babam da yakınlarımda gideceğim bir ev olmasından elbette çok hoşnut olacaklardı. Ancak hollanda pahalıydı ve orada okumak, yurt olmadığından ve kira durumları karışık olduğundan da barınmak bizi çok zorlardı. Ben de dünya sırasında üniversiteleri araştırırken Belçika'da çok hoş ve itibarlı bir okula denk gelmiştim. Yıllık ücreti oldukça makuldü. Kuzenime arabayla 1 saatlik uzaklıktaydı, trenle 2 saat. Tüm bunları düşününce ve ebeveynlerimden de onayı alınca bu okulun hayalini kurmaya başlamıştım. Şimdilerde farkediyorum ki, ilk hatam seçeneklerimi tek bir okul ile sınırlandırmakmış. Bir sene beklemeyi göze almıştım bu okula gidebilmek için, dil ve matematik yeterliliği sınavlarını geçecek ve başvurup gidecektim. Annemle birlikte Hollanda'ya akrabalarımızı ziyarete gittik. Tek kelimeyle büyülendim. Gitmeden önce kendimi çok kaptırmamaya ve bu gezinin hemen biteceğine ikna etmiştim ancak yine de etkileyici gelmişti. Oldukça hayalperest biriyimdir. Şimdi şu şöyle olsa, bu da böyle gitse, ben de böyle yaparım ve inşallah Allah da yardımcı olursa tarzında en iyi senaryoyu düşleyen yanım ağır basar. Üniversiteyi o okulda okumak için fazlasıyla heveslenmiştim ve gerçekçi olmam gerektiğini kendime hatırlatsam da bu hayalperest, olumlu yönümü bastıramamıştım. Kuzenim, annem ve ben o okulu ziyarete gittik ve oldukça yüksek rütbeden olduğunu düşündüğüm kişiyle konuştuk. Her şey olumluydu. Çok ilgililerdi ve okulun konumu oldukça iyiydi. Kendimi, okul binasının eski ve basık merdivenlerinden çıkarken defalarca hayal ettim sanırım. Yakınlardaki dükkanlara girerken, arkadaşlarıma facetime açarkenki halimi, haftasonu trenle kuzenime gidişimi çok kez hayal etmişimdir. Okul Brükseldeydi ve çevresi oldukça pahalıydı. Orada yaşamak kesinlikle çok zorlu olacaktı bak, yalan yok. Biriktirdiğim para az bir şey değildi asla ancak üç sene okumak için kesinlikle parttime bir işe ihtiyacım olurdu. Olsun, hallederdim, Babamlar da biraz para yollardı aylık. Yola bir kere çıktım mı geçinmenin bir yolu bulunurdu elbet. Yurtta kalacaktım en azından ilk sene, hem de sosyalleşmiş olurdum(kötü bir insana denk düşme olasılığım elbette vardı ancak ilk senemde yalnız olmaktan iyidir?) Yurt odamın içini hayal ettim. Oda arkadaşım döneme geç başlayacaktı, önce odada biraz yalnız kalacaktım sonra vurdumduymaz ama iyi bir kız gelecekti, yardıma ihtiyacımız olduğunda yemeğimizden de, regl pedimizden de paylaşacaktık ancak aynı bölümde okumuyor olacaktık. O belki bilgisayar seçerdi hani benim İzmir'deki okulda kazandığım bölüm. Ortak yanımız çok olmamasına rağmen iyi anlaşacaktık. Kuzenimle de sürekli görüşecek inanılmaz şirin avrupa kafelerinde kahveler içecek yeni tatlılar deneyecektik. (Bunları hala yapacağımıza çok inanıyorum bu arada! Hiç bir şey bitmiş değil ancak bu şekilde yazmaya devam edersem yazım dilini kökten değiştirmiş olucam w)  Gelgelelim, her şey umduğum gibi gitmedi işte. Sınavlar iyi geçmedi, sınavları iyice araştırmama hatasına düştüm. Kendime güveniyordum da üzerine durmadım diyemem ama sanırım diyebilirim. Şubat ayının 19. günündeyiz, bu ayın son gününde deadline var. Bu üniversiteden bu senelik vaz geçmeye karar verdim. Sindirilmesi çok zor, çok ağır psikoloji durumları geçirdim. Talihsizlik üzerine talihsizlikler yaşadım, kendi hatalarımı da saymıyor değilim ama benim hiç elimde olmayan talihsizlikler de oldu. Çok yoruldum. Sürekli ağladım. Sanırım kendimden bir parça kaybettim. Heveslenmek istemedim değil de nasıl hevesleneceğimi bilemedim. Sürekli sinirliyim. Bir yolunun bulunacağını başka bir üniversitenin kaderimde yazdığı gerçeğini kabullenmeye çalışıyorum. Belçika'nın başka üniversitelerinde istediğim bölümü bulamadım. Sonrasında o okula geçme planları kuruyorum kafamda. Hiç bir şey bilmediğimi biliyordum, yetişkinlerin de ne denli işbilmez olduğunu anladım. Bu insanlar, yetişkinler, bir şekilde işlere girmişler, çalışıyorlar, banka falan işletiyorlar ama ne yaptıkları konusunda kimsenin hiç bir fikri yok. Ne yapmalıyım? Gözüyle bakıyorum Bilmem, ne yapmalısın? gözüyle bana geri bakıyorlar. Gafil avlandım diyebilirim. İşlerin benim için de akıcı olması için kaç kere dua etmişimdir, sayamıyorum. Yoruldum, test edildiğimi çok hissediyorum. Pes edecek değilim, 20 yaşındaysanız artık üniversiteye gitmeniz lazımdır ya da toplum size böyle baskılar verir neyse işte. Rüya yorumlamaktan pek anlamasam bile kendi içimde neler döndüğünü az çok biliyorum. Sürekli nereden geldiğini bilmediğim bir çocuk, sen annesisin diyorlar, bakımını yapmalısın diyorlar demeseler de ben hemen anne rolune geçiyorum zaten, ancak mutlu değilim, çocuklar da hiç sevimli gelmiyor. Zoraki bir şekilde, robot gibi sadece gerektiği kadar bakımını yapıp kenara çekiliyorum. Sonra bu çocukların başına felaketler geliyor. Oynarken kuyunun içine düşüyorlar ya da araba çarpıyor. Çok korkuyorum, üzülüyorum ancak bir tarafım artık özgür olduğunu hissediyor ve rahatlıyorum. Rüyalarımın rüya olduğunun çoğu kez farkında olduğum için çocukların gerçek olmadığını elbette biliyorum. Bir başka rüyamda ise bana piyango çıkıyor, hemen babama söylüyorum ''bununla hayatımızı kurtarabiliriz!'' O da elbette çok mutlu oluyor çünkü kendi hayatından memnun, tek dileği çocuklarının da yollarını bulması.

Bu tarz rüyaları son zamanlarda çok görüyorum, omuzlarımda ağrıyla uyanıyorum. Gece uyumadan önce üzgün hissetmek genel bir durumdur ancak sabah günü başlatma isteğini de kendimde bulamayınca durumun ağırlığını farkediyorum. Kendime gerçekten acıyorum biliyor musunuz? Bir sürü deneyim elde ediyorum, hatalarımdan ders çıkarıyorum ancak bedelleri çok ağır oluyor. Etrafıma baktığımda bunlara bulaşmadan bir şekilde yolunu bulan insanları gördüğümde benim neyim eksikti ki diyorum. Başlayabileceğim en erken yaşta iş hayatına atılarak insanların önüne geçtiğimi hala düşünüyorum ancak hayat bir şekilde darbesini vurmayı başarıyor demek ki. Ben başka hayatları deneyimlemedim, herkes gibi bir tanecik hayatım var bu yüzden başkalarının hayatına  dışarıdan bakarak  benim başıma gelen talihsizlikler onların başlarına gelmiyor demek istemiyorum, büyük ölçüce kabul etmek istemediğimden de kaynaklanıyor elbette. Bu aralar çok fazla kitap okuyorum, çoğu psikolojik içerikli hikayeler oluyor beni gerçeklikten uzaklaştırıyorlar. Şuanda belki de gerçeklikle en çok baş etmem gereken zaman dilimi, yeni okullar tanımalı ailemle konuşmalıyım ancak bıkkınlığım boynumu aşmış durumda. Merak etmeyin, o kadar da kendimi koyvermem ben. Buna izin vermeyen güçlü bir mekanizma var içimde. İstesem de pes edemiyorum. Küçük bir umut kırıntısı bile bana ''ya olursa?'' dedirtiyor. Herkes ya olmazsa? gerçekliğine odaklanıp kendilerini korumaya çalışırken ve iyi bir haberle bile karşılaşabilirken ben ''Ama, ya olursa?'' diye düşünüp buna gerçekten heveslenip sonradan olmaması gerçeğiyle acı bir şekilde karşılaşan bir insanım. Buyum işte. Eskiden daha talihli olduğumu düşünürdüm. Şimdi talihsiz bir insan olduğumu düşünmüyorum, tam olarak ortalama olduğunu düşünüyorum. Benden daha talihli insanlar da var, benden daha talihsizler de. Benden daha yetenekli insanlar da var, benim kadar yeteneği olmayanlar da. Ben herkesin, her seyin ortasındayım. Öyle değilse bile, böyle düşünmek benim rahatta kalmamı sağlıyor diye düşünüyorum. Hep daha iyisi olabilir sonuçta ve en dipte asla bulunmayacağım. İnsanlar sandığım kadar benimle ilgilenmeyecek ve yardım etmeyecekler ama yardımlarına htiyaçta da bulunmayacağım. Kendi anladığım kadarını yaşayıp temkinlice ancak hevesli bir şekilde devam etmek istiyorum. Kendi kararlarımı veriyor olmak kendi kendime varlığımı ispatlamamın en büyük yolu diye düşünüyorum. Benim düşündüklerim ve hissettiklerimin hepsi çok değerli dolayısıyla ben de çok değerliyim. 

Yaşadığım hayal kırıklıkları ve iç kargaşalarımdan ötürü felsefik konuların üzerine bolca kafa yoruyor, inandıklarımı ve değerlerimi sorguluyor sık sık iç geçirip bol bol küfürler ediyorum içimden. Bu hırçın versiyonumu görmekten hiç hoşlanmıyorum. Ah, yaşamak ne de iç bunaltıcı diye içimden geçiriyor sonra yaratıcıdan özür diliyorum. Yaratıcının planına güvenmek istiyorum. Güveniyorum demek dürüstçe gelmiyor çünkü. Bu konuda da özürler diliyorum kendisinden. Beni sen yarattın, bunu tamamıyla kabul ediyorum. Yeteneklerimi ve isteklerimi içime koydun. Elbette bundan sonrası da vardır. Ancak sabretmek bende doğuştan fazlasıyla verilmiş bir özellik değil. Sabrımın artıp artmadığını ölçemiyorum ancak büyük değişimlerin büyük zamanlar aldığını öğrendim. 23'üme kadar Japonya'ya gitmiş olmak istiyorum ama, en az üç aylığına ve bayağı dolu bir ceple, uğranacak arkadaşlarla. Olur değil mi? Umarım olur. 

Haydi artık, ben de maceralara ve güzelliğe atılayım. İşler rast gitsin, bolca eğleneyim ve donanayım. Ailemle sıcacık yuvamda ve ardı kesilmez nimetlerle yaşıyorum, gönül kendinde olmayanı istiyor değil mi?